Kayadibi Köyü

   
 


 

 

Ziyaretçi defteri

İletişim

Diğer Sitelerim

Güney Kafkasça

Güney Kafkasya Resimler

Kayadibi Köyü

Kayadibi Şiirleri

VELAT YAYLASI (Notlar)

VELAT YAYLASI (Fotoğraflar)

İlk Eğitim

Kimya Sözlüğü

HİDROLİK SANTRALLAR

Facebook Tartışmalarından (TOPLULUK)

ARTEMİS TARTIŞMASI

Facebook Tartışmalarından: TÜRK NEDİR

Divan Şiiri

TEHCİR (facebook tartışması)

Facebook Tartışmalarından: (TAŞLAMA)

Facebook tartışmalarından: NAZIM HİKMET

KARL MARKS ve KOMİNİSTLİK (Facebook tartışması)

BARBAR (Facebook Tartışması)

Türtk'lerde Aile Bağı (Facebook tartışması)

MESNEVİ (Facebook Tartışması)

İrno ile Tirno

 


     
 

KAYADİBİ KÖYÜ (Sığızır  yada Sıxızır)

              
 
  
Şekil 1: Şavşat Efkar Tepesi üzerinden  Karçal Dağları arası

            Diyer yazı ve videolarda Güney Kafkasya bölgesini genel anlamda tanıtmaya çalıştım. Daha bir anlam  kazandırabilmek için özele inmek gerekiyordu. Bu nedenle özel bir bölgeyi tanıtmam gerekiyor. En azından bölgedeki bir köyü vidyolarıyla birlikte  tanıtmam gerekiyor. En iyi tanıdığım, tabi ki doğup büyüdüğüm köydür. Bende onu Kayadibi Köyü’nü tanıtmaya çalışacağım.

               
 Şekil 2 : Akşam karanlığında Efkar Tepesi'nden Kayadibi Köyü görüntüsü.

              Resimde de görüldüğü gibi köyün simgesi haline gelmiş, köyün kuzeydoğusuna yerleşmiş, ‘Çamiyara Kayası’ ve önündeki Kayadibi Köyü görülmektedir. Üsteki resimde de Şavşat kasabasının üzerindeki Efkar tepesi görülmektedir. 1961 yılında Şavşat Ortaokulu’n da öğretmenlik yapan. Burdur da doğup büyümüş cümhüriyet dönemi yazarlarından, Köy enstitüsü ve Gazi Eğıtim’den mezun olan Fakir Baykurt, Şavşat’ta kaldığı bir yıl içerisinde buradaki gözlemlerini ‘Efkar Tepesi’ adlı deneme yazıları kitabinda toplamıştır.

              Kırater gölü olan Burdur Gölü’nün kıyısında bulunan Burdur’un çevresideki tepeler gıri kül rengli lav tabakasıyla kaplıdır. Yeşili göremezsiniz. Bu ortamda büyümüş olan Fakir Baykurt, Şavşata gelince buraya hayranlığını birazda kendi yöresinin söyleme tarzıyla, kitabının ilk satırlarında şöyle ifade etmiştir. << Amanın bir yeşilliiiik, bir yeşillik; o kadar olur! Bakınca kopkoyu bir yeşillik görünüyor. Cevizler çamlara, çamlar çalılara, çalılar meşelere karışıp, yeşiller yeşillere kaynaşıp gidiyor.>>

               Efkar tepesinden Kayadibi Köyüne bakınca geçmişi, Şavşat Lisesindeki öğrencilik yıllarımı hatırladım Kayadibi Köyü’nden kasabaya , kasabadan Kayadibi Köyü’ne her hafta sonu gider gelirdik. Köyden gelirken sırtımızda dört puğaça, bir elimizde bir sitil yoğurt diğer elimizde şor peynır ve yağ. Tam altı yıl bu aralıksız devam ettı. Kara yolu ve motorlu taşıt olmadığından hep yürüdük. Son yıllarda kamyonlar gider gelirdi. Onada paramız olmadığından binemezdik. Biz okurken cumartesi öğlenden sonra haftasonu tatiline girilirdi. Okuldan çıkar çıkmaz, boş kabları alıp köyün yolunu tutardık. Koyde bır akşam kalır yıkanır temizlenir, bir haftalık yiyeceklerimizi yüklenir, pazar öğlenden sonra dönüş yoluna düşerdik. O yıllarda hiç kimsede para yoktu bütün köylü çocukları bizim gibiydi. Köylünün eline, ayda yılda ya bir hayvan satarsa, yada cevizi ve kabak çekirdeğı varsa, son bahardan son bahara onları satarsa para geçecekdi. Onunlada gaz tuz gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılardı.

               Fakir Baykurt kitabı tanıtırken şöyle diyor. <<Türkiyenin uzak köşelerinden birinde, Şavşat’ta bir tepe vardır. Adı ‘Efkar tepesi’ dir. Bu tepeden bakınca bütün Türkiye resim gibi insanın önüne serilir. Bir yan alabildiğine yeşil, yeşil!...Bir yan, bilemiyeceğiniz kadar yoksul ve geri. Varlıklar içinde yokluk, olanaklar içinde kısır kısır döngüler…Korkunç bir çelişkidir bu…>> Fakir Baykurt’un Şavşat Ortaokulu’nda (o yıllarda lise yoktu) öğretmenlik yaptığı yıl bede Kayadibi Koyü İlkokulu birinci sınıfına devam ediyordum. Yani arada geniş bir zaman farkı yok. Yukarıdaki durumu anlatırken mubalağa yapmadım.

                 Şekil 3 : Kayadibi Köyü içinden gün batımında Çamiyara Kayası (Kordezlar Mahallesi)

                Çamiyara, Köyü kuzey-doğudan bir set gibi çevirir. Devamı kuzeye doğru uzanarak ‘'Nislata’ya.'' kadar gelir. Bu uzantıya 'Göknavura' denir.. Küyün kod seviyesi enyüksek mahallesi ‘Cinşarlar’ Bu uzantı kayanın dibinde ve batısındadır. Fakir Baykurt bu mahalledeki gözlemini şoyle anlatır: << Kayadibinde  Ciner Hasan, tarlasına imece yapmış. Beş tane kötan koşturmuş (kötan: ağaç tekerlekli saban). Her kötanda dörder çift öküz. Çizi (hakoz) boyunca, ağır ağır gidip geliyorlar. İnsanı kahreden bir yavaşlık, taşları çatlatan bir sabır…

                Ciner Hasan:- Bizim topraklar ağırdır, dört çit öküz koşmasan kötan yürümez diyor. Burada toprak ha dediğin zaman tavlanmıyor. Zamanında ekemiyorsun. Mevsimide kısadır. Kış erken bastırır, geç biter. İşler, hep yangından mal kaçırır gibi, koşa koşa olur. Toprağın kendiliğinden tavlanmasını beklersen Hazıranı bulursun. Onun için, imece yapıp hayır şer ekiyoruz. Başka çare yok …Böyle diyor.>>  Fakir Baykurt değişik onerilerde bulunuyor. << Tarlanın kenarlarına ark açıp suların çekilmesini sağlamak, Toprağı nadasa bırakmak yani herk etmek (ya herk et ya terket), aktarma, ikileme? Aldığı cevap aynı: ‘’Adet olmamış’’.>>

                 Fakir Baykur’tun Hasan Ciner dediği adam köyün en zenginiydi. Köyün en üst başinda oturduğu halde, bizim mahalleden aşağıda, cevizliğin içinde, yani köyün en altında kendine özgü değirmeni ve büyük arazisi vardi. Köyde tek hızmetçi onda vardı. Hasan Ciner'ın dediği gibi mevcut üretim araçlarıyla mevsime ucu ucuna zor yetişilirdi. Gübre dökmeye kar yağıp kırç tutunca ancak zaman bulunurdu. Karlar eriyınce gübrenın bir kısmını sular alıp götürürdü. İkinci bir herk etmeye hiç zaman yoktu. Nadasa bırakmak (tarlayı bir sene boş bırakmak) içinde yeterince arazi yoktu. Türk köylüsü için ne demiş, Nazım Hikmet: << O topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayıp, Bayburt’lu Zihni gibi gülendir.>> Bazan mahsulu kaldıramaz uzerine kar yağardı. Yani Hasan Cınar’ın elındeki imkanlarla fazla şansı yoktu.
           Şekil 4: Cinşarlar Mahallesi (Göknavara kayası-Nislata. Köyün Kuzey çıkışı.)

               Çamiyara'nın kendine ait bir tekerlemesi, bir de efsanesi vardır. Tekerleme şöyledır: ‘ Çamiyara, Orta Kaya, Abas Ağa Uvha ha haaa…!’ Bu tekerlemeyi köyde herkes bilir. Ne zaman söylendiği bilinmez. Hangi Abas Ağa içın söylendiği de bilnmez. Eskiden Cinşarlar mahallesinde bir  Abas  Ağa vamış. Bizim mahallede de, bir Abas ağa varmış. Biraz saf karakterliymiş. Orta Kaya ise köyün yaylası olan ''Arsiyan Yaylasi'ndaki'',  ''Boğa Gölü'nün'' üst tarafındaki, ''Gençiyan Tepesi'nin'' alt tarafındaki kayalıklara denir.


Şekil 5: ArsiyanYaylası (Boğa gölü- Orta kaya)

               Çamiyara’nın güney-doğu kenarı sarp ve 900 dik durumdadır. Sanki kaya buradan bıçakla kesilmiş, ayrılan taş ve kayalar 1 km2  alana yayılmış durumdadır. Ninem efsaneyi şöyle anlatırdı: << Çamiyaranın alt yanında büyük bir şehir varmış. Çamiyara yıkılmak için her gün bağırırmış:  ‘’ Galem, galem…’’ (geleyimmi?) Bunu sadece şehirde alaca bir ineği olan nine duyarmış. ‘’Hala dur oğul, hala dur oğul…’’ deyip Çamiyaranın yıkılmasını engellermiş. Bir akşam nine ineğini sağarken, inek tekme vurup kaptaki sağılan sütü dökmüş. Tam o anda Çamiyara: ‘’Galem, galem’’ demeye başlamış. Nine sinir kırizi içinde ‘’ Gal allah belan versin başşan.’’ demiş. Çamiyara yıkılmış ve şehri altına almış.>>  Şehir diye bir kalıntıya raslanmaz. Efsane bu...! Ama bir şeyi usandıracak şekilde defalarca söyleyen biri için: <<Yap allah belan versın başşan. Çamiyara kesıldın başşıma.>> derler. Çamiyaranın bır kısmı yıkılan, bu tepesinde, birkaç yerde kireç harcı kullanılarak yapılmış savunma kuleleri kalıntıları vardır.  Benim görmediğım, koyde yaygın inanca göre sut deposu olan, tahminime göre su deposu olan bir depodan bahsedilr. Tabi bunların hepsi antik çağdan kalma.



Şekil 6: Çamiyara’nın önündeki tepe 'Kale Boynu batı yüzü'

          Çamiyaranın önünde görülen tepeye ‘Kale Boynu’ denir, arkadan çikılır. Son zamana kadar binaların göründüğü yerde yerleşim yoktu. Bu tepenin doğu eteğinde Bahçeciler (Çakuçalar; mahallede demirci ustaları olduğundan bu isimle çağrılırdı.) mahallesi vardı. Bu mahallenin altından küçük bir değirmen çevirecek buz gibi tatlı su çıkar. Tepenin güney eteğindeki Cami mahallesinin (Parmuzlar) içme suyu buradan sağlanır. Mahallenin değirmenlerini çevirir. Yukarıda gördüğünüz beton evleri devlet afet evleri diye yaptı. Bahçeciler Mahallesi bataklık olduğu için mahalle buraya taşındı. 
               1965’lerden sonra üzerinde görülen kara yolu geçirildi.Karayolundan önce buradan yayaların geçebildiği dar bir patika vardı. Patikada son zamanlarda okulun yapılması nedenıyle oluşturulmuştu. Daha öce yol tepenin batı tarafındaki dik araziden Sasonlara çıkardı. Bu dik yokuşa ‘Gud’un Yokuşu’ denirdi.Annemin ninesi iki gözü kör, bilgeli bir kadındı. Bize çok uzak olan Yanlızçam dağları dibinde, Çartulet (Çamlıca) Köyü’nde oturudu. Çocukken bir defa köyünde gördüm. Tekbaşına namaz kılarken duvalari camideki imam gibi yüksek sesle okurdu. Sesine hayran kalırdınız. Usta bir müezzin gibiydi. Oturup sohbet ederken, bana şu hikayeyi anlattı. “ İstanbuldan gelen adamın biri demişki: “İstanbuldan geldım yorulmadım, ama Gud’un Yokuşu’nu çıkarken yoruldum.” Gud’un Yokuşu nerde ise?” Nine o yokuş bizim köydedir dedim. Bizim Gud’un Yokuşu okadar ünlü ki ünü ta Çartulet’e kadar gitmiş. Biz ilk okula bu patikayı kullanarak gider gelirdik. İlk okul cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtgil ile Sasongil mahalleleri arasindaki düz alana yapılmıştı. İki katlı çakatura (bağdadi) bir bina idi. Halk imeci üsülüyle yapmıştı. Alt katı alçak tavanlı bina büyüklüğünde tek gozdü. Genelde odunluk olarak kullanılırdı. Bahar gelır odunlar tükenince. Temizlenır Doğu kenarına tiyatro sahnesi eklenir. Üskattan sıra oturacakları indirilır. Bu bodrum kat tiyatro salonuna dönüştürülürdü. Artvinin kurtuluşu olan her 7 Mart’ta köy halkının sahneye koyduğu musamere gösterileri yapılırdı. Üst kat ise siniflara ayrılmıştı. Okulun üst tarafında Hasan Ciner’in büyük bir tarlası vardi. Sanırım Fakir Baykurt, Hasan Ciner’le bu tarlada sohbet etmiş.

                    Bu tapenin zirvesinde de antik çağdan kalma, Çamiyaradaki gibi taş ve kireç kullanılarak savuma için yapilmış burç kalıntılarının temelleri var. Bu nedenle buraya Kale Boynu deniyor. Son zamanlarda alt tarafındaki ‘Napuzarlar’ denen araziden tepeye doğru giden bir tünelin girişi bulunmuştur. Kale Boynu tepesinin doğu yüzü ne bakılırsa Cami

            
       
Şekil 7: Kale Boynu tepesinin doğu yüzü.

              Mahalle’sinin uzantısı görulür. Bu evlerde oturanlara ‘Tilolar’ denır. Osmanlı döneminde bu mahallede Nuri Beg isminde ağa oturumuş. Tilolarda bunun yanında çalışırmış. O nedenle evlerini tarım arazisi olmayan tepenin yamacına kurmuşlar. Bunlara köle anlamında Tilolar o yüzden denir. Cumhuriyet döneminde Şahin soyismini almışlar. Nuri Beg arazisini, Nafiz Efedi'nin Babası Şerif Ağa'ya satmış, Çiftlik köyünün güneyindeki Şindoban Mahallesi’ne göç etmiş. Bahçe içindeki evinin temelleri halen yerinde durmaktadır. Cumhuriyet döneminde bu gibi ağalara zorunlu yer değiştirttirilmiş.
             
1960’larda ben ilk okula devam ederken. Çiftlik köyüne bitişik Dalkırmaz (Ankliya) Köyünde bir aileye misafir gittim. Evde benden başka İstanbul’dan gelen babam yaşlarında ikinci bir misafir vardı. Bu adam Nuri Begın kız tarafından torunlarından biriymiş. Adam: <<Biz Şindobana taşındık ama, her yıl hayvanları önümüze katar, Velata yaylaya giderdik. Biz Velat’ı çok severdik>>
                Velat sadece Cami Mahallesi’ne ait olan tapusuda bulunan, Arsiyanın bitişiğinde bir yayladır. İki yaylayı ayıran, arka yüzü daha dik ön yüzünde hayvaların otlayabileceğı eğimde olan geniş yüksek, kuzey ruzgarlarını tutan ‘‘Velat’ın Bayırı’’ bulunur.



           Şekil 8: Velat Yaylası

             İlkokul çağında iken Kaleboynu tepesine ilk defa çikdığımda, bir arkeolog titizliğiyle kazınmış. İçerisi boşaltılmış yan duvarları harçsız,düzgün taştan yapılmış odacıklar vardı. 2006’da en son gittiğimde burç temellerinden başka birşeye raslamadım. Tamamen düzelmiş.
            
Cami Mahallesi (Parmuzlar) için diyer mahallerde oturanlar köy derler. Köyün en büyük, kod seviyesi en düşük mahallesidir. O nedenlede köyün en savahil mahallesidir. Dut, kiraz, üzüm, elma gibi daha sıcak iklimi seven meyveler bu mahallede yetişir. Bende bu mahallenin en güneyinde bulunan evlerden birinde doğdum. Dutların dibinde büyüdüm.



Şekil 9: Cami Mahallesi (Parmuzlar) (güney)

                  Nezaman yapıldığını kimsenın bilmediği. Yan duvarları taş tavan ve çatısı ahşap olan, ahşap direkleri, mihrabı, minberi ve tavani ahsap oyma sanatıyla süslenmiş, caminin bir örneği bölgede bulunmamaktadır. Köyün tek camisidir Yukarıda sözunu ettiğim kaynak suyunun yakınında kendine ait hazire arazisine inşa edilmişti.(Şimdi Bicavra'ya taşınmış.) Bayramlarda bütün köy halkı bu camide bayram namazı kılar. Bazı uzak mahalledeki insanlar, belki senede bir defa bayramdan, bayrama birbirlerini görürlerdi. Beş vakit ezan bunun ahşap minaresiden okunur. Sadece köyde birileri öldüğü zaman selası köyün ortasına denk gelen bütün mahallere hakim olan, yukarıda tanıttığımız ‘Kale Boynu’ tepesinin zirvesinden okunurdu. Ölen kişinin ismi zikredilirdi. Köyün tek hacısı da bu mahallede otururdu. Adam haca gitmekden başka, kasabada arsa almış oğullarına dükan yapmıştı. Söylentiye göre Kale Boynu tepesinde çobanlık yaparken altın bulmuş. Ama ben inanmıyorum. Adını hatırlamıyorum herkes hacı dede derdi. Çok çalışkan bır adamdı oğlunun birini İstabula çalışmak için gurbete göndermiş. Birini Tektilde mahallesine iş güveği vermiş. En büyük oğlununda çarşıda demirci dükanı vardı. Köyün ilk sobacısı Hacı dede imiş. Oğullarının herbiri bir yerde, kendisi küçük torunlarıyla köyde çalışır. Yaylaya gider. Köyde harman işini ilk önce o bitirirdi. Evi köyün orta yerinde olmasına rağmen, samanlık ve harmanı mahallenin dışında Kale Boynu tepesinin güney dibinde bulunan mahhale mezarlığının (Bicavra) bitişiğinde, en çok güneş alan yerdeydi. Düşünün bütün kiş sırtına aldığı sepetle otu samanı oradan taşırdı.
Şekil 10: Cami mahallesinin diyer yarısı (doğu)

              Köyün ençok yaşayan adamıda ömrünü bu mahallede geçirdi. Lotuf Ağa (Özyer) 135 yaşında öldü. Ben daha çocukken onu iki kişi iki koluna girerek camiye götürür getirirdi. Ben evlendim. Çocuklarım oldu o hala yaşıyordu. Ömrü boyunca köyden hiç çıkmamış. Askere dahi gitmemiş. Çünkü. Nuri Beg’ın seyisiymiş. Orta okulda kasaba kütüp hanesinde kitap okurken, Halk Eğtim Merkezi teksir şeklinde büröşür çikardi. Bir nüsha banada verdiler. Sayfalar arasında bazi beyitler vardı. Yazarının ismini hatılamıyorum. Beyitlerin bazı satıları aklımda. Bizim köyden şöyle bahsediyordu. <<Tekdılde beglari serımın taci. İlla Nuri Beg, gönlüm ilacı.>>. Bizim yayladan söz eden dörtlükde şöyleydi: <<Bahar galur, çayır çimen açılur. Her punğardan, sovuğ sular içilur. Şenlik olan, yaylalara göçülür. Bizım yayla, Arsiyani arzet.>> Bu bölgeden söz eden beyit ise: << Livana, Kars Göle. Ol şürangüle.>> Sözcüklere bakılırsa eskiden yazıldığı belli.

              Babamın anlatığına göre: En eski bilinen rivayet de; köyde üç kardeş varmış. Adları:  Abramize, Parmuze ve Kordeze imiş. Her üçü çoğalarak burada birbirlerine bitişik uç mahalleyi meydana getirmiş. Mahalleler genelde soylara göre sonu gille biter. Bizim Abramgil dediğimiz mahalle camimin kuzeyinde cami mahallesine bitişik kaynak suyunun bendinin hemen yanında küçük bir mahalleydi. Kordezler daha kuzeyde Çamiyara kayasının hemen dibinde yerleşmişdi.

                 Köyün dört yönde dört çıkışı vardır. Doğu, batı, kuzey çıkışları oldukça yüksektir. Tepeleri aşmak gerekir. Doğu çıkışı köyün yayla yolu çıkışıdır. Giderek yükselir Önce kışlalardan geçer. Sonra bazı köylerin üst kısımlarından geçer, önce Velat’a sonra, Arsiyan’a ulaşır. Arsiyana: Kayadibi, Cevizli, Sayılıca (Karavat) gibi üç köy çıkar. Kuzey çıkışı Cinşarlar Mahallesinden başlar. Giderek yükselerek zirvede ‘Nislata’ denen yere çikar. Nislatada iki büyük köknar dibinde ziyaretgah (mezar) vardı. Köknarlar açık alanda olduğundan, Kara ağaç gibi uzak köylerden gözükürdü. Zararlı haşare yüzünden ikiside kurudu. Milli bayramlarda çevre köy ilkokulları bu alanda toplanır. Çesitli yarışmalar yapıp eylenırlerdi. Yol buradan ikiye ayrılır. Sol tarafa giden, Sayılıca (Karavat) yönüne gider. Sağ tarafa giden, Atalar (Cisvet) yönüne gider. Batı çıkışı önce yükselir. Zirveden sonra alçalarak Atalar (Ağaldaba) Köyüne gider. Güney çıkışı kod farkı en düşük çıkıştır. İkiyüksek tepe arasinda , koyden inen iki derenin birleşme noktasıdır. Kasabadan gelen yol köye buradan girer. Güneydeki Yaşar Köy (Tabagetil) düzlüğüne buradan inilir. Yaşar Köy düzlüğündeki   

            

Şekil 11 Cami mahallesi güneyden Yaşar köyüne (Tabagetil) bağlanir.  (Köyün güney çıkışı)

arazinin büyük çoğunluğu Kayadibi köyüne aittir. Bu geçit yeri 1 Km’den daha geniş değildir. Tepelerin doğudakini Tiğipir, batıdakini ise Oyanki Meşa (orman) diye çağrılır. Tepe çok büyük oldugundan belirli bir adı yoktur. Her eteği başka bir adla anılırdı. Bu geçitte Tiğipir’in eteğine Ucarmut, Oyanki Meşa’nin eteğine Dipkirez. denirdi. Bu geçit yeri asırlık ceviz ağaçlarıyla kaplıdır. Derelerde ise değirmenler vardır.

                 Geçidi geçip yol boyu doğuya gidilirse Tiğipir’in güney eteğinde karayolu üst kenarında. Taş ve kireç harcıyla yapılmış bina kalıntısına raslanır. Ne olduğu kesin olarak belli değil oldukça tahrip edilmiş, ama alışılagelmiş bu gibi kalıntılara buralarda kilise denmektedir. 



Şekil 12: Yamiyaranın Cevizli köyunden görünüşü (Cevizlideki kilise resimde daha sağlam görünüyor)
         Yola devam edilir Cevizli (Tibet) Köyüne girilirse burada kara yolu kenarında gerçekten kilise vardır. Bakın Fakir Baykurt bu kilise için neler yazmış. << Belki bin yılık belki daha fazla. Bu koca yapının yaşını bilen yok…Cevizli köyüde  adı üstünde, cevizli bir köy. Erikler, elmalar, küçük zerdaliler, narin söyütler…Uzaktan bakınca insan bu koca yapıyı, bu kadar yeşilliğin arasında kolay kolay seçemiyor. Büyüklüğüde ancak yanına gelince, iyice içine girip yukarı bakınca anlaşılıyor. Eski uygarlıklardan, eski insanlardan, onların bu gün buralarda yaşanmayan, geçmeyen inançlarından artakalmış bir yapı. Küçümsenmiyecek büyüklükte güzel bir kilise. Ama yaşatmamışlar…Şimdi yerler, külçe halinde taş ve kireç yığınlarıyla dolu. Kala kala bir kubbe iki direk kalmış. Yarın onlarda gidecek. Bu haliyle bile bir haylı gösterilşlı Cevizlideki kilise.

                       - Beyimcan, çok sağlam yapıymış! Gena ey dayandi. Adi lazım degil , bir kaymakam varidi. Tam altmiş tane dinamit patlatti bunun temelında, duvarında ama yığmağ şoyle dursun sarsmadi bila.

                         Altmiş dinamit! Birde bu dinamitlerin ‘’kaymakamlık kanalıyle’’ patlatıldığını düşünün…

                         Bu gün ayakta kalabilmiş kısmında, gerçek insan boyundan iki üç kat yüksek,



Şekil 13 Cevizli (Tibet) köyündeki kilise

gövdeli, gösterişli ‘’aziz’’ resimleri var. Toplanmışlar ortalarında da büyük bir adam. Ünlü ‘Musa heykeli’ni andırıyor. ‘’Düşünen adam’’ gibi de öne eyilmiş. Elinde kitap! Anlaşılan önemli bir kişi. Ötekiler, çevresinde saygılıca dizilmişler. Onlarında ellerinde kitap. Saygılı duruyorlar ama, bastırılmamış bir gurur, bir çalım bu. Nasıl bir boyayla işlendilerse, ne çizgileri bozulmuş, ne renkleri solmuş. Sapasağlam. Dip diri duruyorlar.

                    Azizelerin başları üstünde, kuş biçiminde kanatlı kelebekler var. Ayrıca, yarısı insana, yarısı hayvana benzeyen güzelce bir kız. Bu da ünlü ‘’Tamara’’ imiş. Başka neler vardı kimbilir! Yakında bunlarda gidecek.

                    - Beyımcan altmıştane dınamıt atıldıda yıkılmadı, sonra bıraz daha atıp zorla yıktılar. Sora galıp emir verdiler. Emiri alınca yıktık.


Şekil 14: Cevizli (Tibet) köyündeki kilise

 

              - Süretleri kaybetmek için ot yaktılar içerde. Oraya yetişecek kadar merdiven olsa, çıkıp kazıyacaklardı. Ot yakmaklada ancak bu kadar karartabildiler. Ah, sen bunu yıkılmadan görecektin! O yapının güzelliğini, o yapının yüksekliğini!...Parmağın ağzında kalacaktı.

                     Girip gezerken tatlı bir serinlik sarıyor insanı. Mahsene giden yolları ve kapıları, taş çakıl kapatmış.

                     -İçinde bisürü şarap küpü vardı. Herbiri onbeşer put alırdı. (Bir put:16 Kg) Şahsıma ben yedi tane küp çikardım. Şimdi evde duruyor. İçine gir, ayakta dur, kollarınıda aç, o kadar büyük! Ama bunları nasıl yaptınız, nasıl taşıdınız! O kadarda sağlamki, dededen toruna, torundan toruna kalsın gitsin. Bu küpleri dolduracak kadar şarabı nerde buldunuz sonra! Şimdi Cevizli’de Cevizliye yakın yerlerde bir salkım üzüm yetişmiyor. Yol bel dersen eskidende zor idi…

                       Taşlar … Tek parça, insan boyundan daha uzun,enli yası taşlar. Yapı hep böyle

Şekil 15: Aşağıda birbirine bağli olan Asnigil. Yukarıda tepenin dibindeki Tetgilde Mahalleridir. (Köyün batı çıkışı)

düzgün taşlarla yapılmış. Bir kıymık olsun ağaç kullanılmamış. Büyük kubbelerden ayrı, bir sürüde küçük kubbe. Hepsi ölçülü, biçili, sağlam şeyler. (Yıkılmıyanları söylüyorum)

                  - Burası papazların durduğu oda, burası günah çıkartma dayresi.

                    Diye görmüş gibi inceden inceye anlatıyor…Kubbelerin üstünü taşlarla çatı biçimi örtmüşler. Köylüler bunlara ‘’Taş bedevra’’ diyorlar. Yassı yassı çok geniş taşlar. Taşları birbirine ekleyip, ek yerlerine üsten taş kapaklar yapmışlar. Taş kapaklar, soba borusunun dikine olarak ikiye bölünmüşü gibi, ince, uzun. Bunları ağzı aşağı kapayıp demir kancalarla sıkıştırmışlar. Taşları, kibar bir tahta eşya işler gibi işlemedeki ustalıkları besbelli oluyor…

                     Dışarı çıkıp dışarıdan bakıyoruz. Tepede boy boy çalılar gelişmiş. Ağaçlar kökleriyle taş yapıyı delmeye çalışıyorlar. Artakalan en yüksek noktada, bir koyun heykeli var. İki ön ayağının üstüne kıvrılmış, başını da suda yüzer gibi öne uzatmış. Tuaf bir üslübü var. Bugünkü odun heykellere benziyor. Biraz yıpranmış ama birşeyler anlatıyor gene. İlerde, ta güneyde birşeylere bakıyor gibi.

                     İçerden mahzen, yer altından, dışarıya, bahçenin yarı yerine kadar uzanıyormuş. Köyün ilk okulu kiliseye çok yakın. İnsan elinde olmadan bir ona bir buna bakıp kıyaslama yapıyor. İlkokulun ‘’WC’’ si kilisenin hemen dibinde. Ayrı bir çukur kazıp bunu her yıl temizleme zahmetine katlanmaktansa, mahzen dedikleri yeri delivermişler, olup bitmiş. Sadece bir kerpiç ‘’WC’’ damcığı yapmışlar mahzenin üstüne.>>

                     2006 yılıda bir geziya katılıp minibüsle Arsiyan yaylasına gidip oradanda Gençiyan Tepesine tırmandik. Cevvizli köyüden, kilisenin yanından geçerken, daha çok tahrip olmuş gördüm. Arabanın içerisi doktor, ezzacı bibi yüksek tahsil yapmış insanlarla doluydu. Hepside o yörenin ınsanı, Şavşat devlet hastahanesinde çalışıyorlar.
Şekil 16 :Tepenin dibindeki Yukarıdaki mahalle Becitgil. Aşağıdaki mahalle Sasongil. (Kuzey-bati)

        Yirmi yıldır uzaktan bile kiliseyi görmemiştim.
Kiliseyi ne hale bırakmışsınız dedim. İçlerinden biri: <<Fazla bir şey
kalmadı.>> dedi. Peki biz çocuklarımıza torunlarımıza neyi göttereceyiz deyince kimseden ses çıkmadı. Çocukluğumda kiliseyi gördügümde, Fakır Baykurtun gördüklerini bende görmüştüm. Ama tahrıbatı Fakir Baykurtun kitabından öğredim. Sizlerle paylaşmak istedim.

            Güneydeki geçidi batı yönüne sapar, Oyanki Meşenin güney eteğine gelirseniz. Buraya Dutluk denir. Asırlık dut ağaçları vardır. Etrafta bina temel taşları ve mezarlıklar vardır. Bunların hangi çağdan kaldığını kimse bilmez. Köyden gelen dere buradan geçer. Derede halen değirmemler vardır. Dutluktan güneye Yaşar Köy düzlüğüne doğru giderseniz Ovanın ortasında bir çukurda ‘Beblavur Gölü’nün kalıntısıyla karşılaşırsınız. Kalıntısı dıyorum çünkü sıtmayla savaş nedeniyle önü açılarak kurutulmuş. Kuruyan arazide askerde gözü kör olan Yaşar Köy’den bir ere verilmiş. Göl olduğu zaman, köyde hırsızlık yapan birisini askerler kovalayınca kendini göle atıp boğulmuş. Dutluk tan güney batı yönünde yürür, dereyi karşıya geçerseniz., Nakap denen araziye çıkarsınız. Bu arazının güneyinde gene yüksek bir tepe vardır. Tepenın dere tarafı dik kayalıktır. Kayalıktaki kartal yuvalarını çıplak gözle görebilirsiniz. Kayalığın tam doğu karşısındakı Yaşar Köyü düzlüğünün kenarında kilise denen yine antik bir harabe bulabilirsiniz. Buradan bakınca Tiğipir’in güneyindeki yol kenarındaki harabeyide görebilirsinız Nakap’ın kayasından başlayıp dere boyu  Dutluğa kadar uzanan tarıma elverişli olmayan ‘Ğutsivur’ denen düzlük var. Burası köyün yegane hayvan otlatma arazisidir. Bunun dışında hayvanlar tepelerde, ormanlık arazide otlatılabilir.



Şekil 17 : Köyün Tastikli Hudutları


Nurdem Yıldız
 Emekli Kimya Müh.
 25 OCAK 2009

 

 

 

 
 

Bugün 15 ziyaretçi (27 klik) kişi burdaydı!